« Haberler «

Açılmadan Kapanan İlk Gözlükçü Dükkânım! Bir Çocukluk ve Köy Hikâyesi

18 Temmuz 2026 Cumartesi

Gülbağ Köyü'nün etrafı sıra sıra selvilerle ve kavak ağaçları ile çevriliydi. Ben ne anlarım selviden, kavaktan? Benim için selvi de bir, kavak da.

Ama Zeynel anlar. O, ılgını da bilir, palamutu da.

Yaz tatilinde 10 günlüğüne geldiğim Cide'deki köyümüzde kuzenim Zeynel, benim mihmandarım. Hem çevreyi, hem diğer çocukları, hem ağaçları, hayvanları, her şeyi tanıyor. Öyle ki, bütün sene köyde kalıyor sanırsın. Oysa ki o da benim gibi yaz tatili diye köye gelmiş biri. Zaten köyde kışın birkaç yaşlı köylüden başka kimse kalmıyor. Merkeze uzak bu köyde yeterli öğrenci kalmadığı için okul da kapanmış. Kışları bir cami, bir kahvehane, 3-5 aile ve bolca köpek dolu olan köy, yazın gerçek kimliğine kavuşuyor. İstanbul'dan, İzmit'ten, Avrupa'dan gelen Gülbağlıların köye ve yaylaya yaptıkları yazlık evleri ile köy hayat buluyor.

Ama ben Mahinur'u bulamıyorum. İzmir'de teyzesindeymiş. Birkaç güne kadar beraber gezermişiz. Anneme kızıyorum. Mahinur gelmeyecekse benim burada ne işim var? Babam uyanık adam. Dükkânı bahane ederek gelmedi. Ben de babamla kalabilirdim. Dükkânda bile daha iyi vakit geçirirdim. Damla ablayla oynar, Emre abiyi atölyede gıcık ederdim. Zeynel'i kızdırmak mümkün değil. Her şeyi açıklayacak bir yol buluyor. Pleysteyşın de yok. İnternet de düzgün olmadığı için telefonla da vakit geçiremiyorum. Annemin keyfi yerinde. Gündüz görüştükleri yetmezmiş gibi her akşam bir komşudadalar. Annemi İstanbul'da hiç bu kadar neşeli görmek mümkün değildi. Daha şimdiden komşumuz Hacı Nezir'in torununu evlendirecekleri Temmuz sonundaki törenleri teyzemle planlar yapıyorlar. Anneannem, "Yazma örelim." derken, "Anne, ne gerek var? Hazır alırız." diyor. Teyzem beni kucağında yuvarlayıp, "Bayrağı Zeynel'le beraber dikeceksiniz. Düşürmek yok ha!" diyor.

"Ben gitmek istiyorum." diyorum. Dinlemiyorlar bile.

Öpücüklerle dolu yüzümü silip, "Ben gitmek istiyorum." diyorum. Dinlemiyorlar bile. Sonra Zeynel'le ve sıkıntıyla dolu kaç gün geçti bilmiyorum. Bir sabah kahvaltıya annesi ile Mahinur geldi. Solgun ve zayıf bir kız. Benden bile küçük görünüyor. Nedense solgun yüzü aramıza bir mesafe gibi girmiş. Bu hâliyle gelişine sevinemiyorum bile. Annesi,Mahinur'a 

— Hadi dışarı çıkıp biraz gezin,

diyerek bana ve Zeynel'e yönlendirdi Mahinur'u. Zeynel hemen atlayıp elinden tuttu. Ben isteksiz davrandım. Annem,

— Gece geç uyudu. Daha açılamamış beyefendi.

diyerek farkında olmadan benim sofrada kalmama örtülü destek oldu. Sonra Mahinur'un dışarı çıkmasını fırsat bilerek Mehtap Teyze'ye sokularak sözde kısık sesle asıl öğrenmek istediği konulara girdi.

— Nasıl kızımız, nasıl? Tahlilleri iyi çıkmıştır inşallah.

— Doktor iyi dedi ama görüyorsun işte, kurudu gitti evladım. 15 gün sonra tekrar çağırdı. Biraz açılsın diye geldik. Gözleri dolu dolu Mehtap teyze'ye destek anneannemden geliyor.

— İyi yaptınız da geldiniz. Buranın havası yeter. Ben ona dağdan ısırgan toplarım. Kaynatır, suyunu içiririz. Salatasını yapar yediririz. Sen merak etme, 10 güne kalmaz toplarız kızı. Sen de kendini yiyip bitirme artık.

Bu konuşma, bitmeyen çaylar ile Hacı Nezir'in torununun düğününe dönünce ben sofradan kalktım. Dışarı çıktım. Bahçede kimseyi göremedim. Zeynel, yine dağı, taşı, dereyi kıza göstermeye gitti diye düşünürken, şimdilerde ardiye olarak kullanılan eski ahırdan gelen sesler üzerine oraya yöneldim.

Güneşin pencereden aydınlattığı kadarıyla Mahinur, eski bir sandalyede oturuyor; Zeynel de alet çantasını açmış, tek tek aletleri ortalığa yayıp ne işe yaradıklarını ve isimlerini anlatıyor. Ne kadar sıkıcı? Depoya girdim. Sofrada duyduklarımdan sonra büyük bir şevkle beklediğim Mahinur'un yüzünü güldürmem, onu keyiflendirmem gerekiyordu.

— Zeynel, dedim. Gel bir gözlükçü dükkânı yapalım.

Zeynel şaşkın şaşkın baktı. Duvara dayalı, ineklerin sularını içtiği, içi ot ve eski yünlerle dolu yalağı boşalttım. Zeynel'e alet çantasındakileri yalağın yanındaki tezgâha düzenlice yerleştirmesini söyledim. Duvarda asılı gaz lambasını, tozlarını silebildiğim kadarıyla tezgâha yerleştirdim. Biri kırık iki eski koltuğu, biri yalağın önüne, diğeri tezgâhın önüne gelecek şekilde yerleştirdim. Mahinur'un oturduğu koltuğu da alıp kendime patron koltuğu yaptım. Sonra Zeynel'e; 

— Sen çıraksın. Benim söylediklerimi yapacaksın. Mahinur, sen de müşterisin, gözlük bakmaya geldin.

Babamın dükkânında gördüğüm her şeyi uygulamaya başladım. Dışarıdan getirdiğim küçük taşları yalağa düzgünce sıraladım. Bunlar mercekler. Kalem olsa üzerlerine sıfır yirmi beş, sıfır elli yazacağım. Ama yok. Gidip evden alabilirim ama işin büyüsü ve hevesleri kaçar diye gidemiyorum. Yine depo dışından küçük dallar getirdim. Bunlar da çerçeveler. Bir tanesi hakikaten gözlüğe benziyor. Onları da tezgâhın en önüne koydum. Mahinur şaşkın bakışlarla beni izliyor.

Zeynel, eski bir traktör lastiğini yuvarlayarak getiriyor.

— Bunu ne yapalım?

— Ne demek ne yapalım? Görmüyor musun, cam kesme makinesi o. Atölyenin en has aleti o. Koy atölyeye.

Atölyeyi iyi tanıyamamış olmalı ki tezgâha yerleştirmeye çalışıyor. Kızıyorum.

— Orası değil.

— Atölye burası.

Yalağı gösteriyorum.

Eski ve yırtık küçük bir kilim parçasını arkamdaki duvara çaktırıyorum. Bu da Atatürk resmi. Elimi belime koyup biraz uzaktan eserimize bakıyorum. Yemin ederim babamın dükkânından daha güzel ve tertipli görünüyor gözüme. Üstelik ilk açılış günümde bile müşterim var. Bunu yüksek sesle paylaştığımda çırağım ve müşterim de gülüyor. Onları havaya sokmayı becerdim. Babam gibi,

— Hadi bismillah, diyerek koltuğa oturup Mahinur'a,

— Ooo, hoş geldiniz efendim. Ne arzu ederdiniz? diyorum.

Mahinur, kıkır kıkır gülüyor.

— Gözlük mü bakmıştınız?

Mahinur gülmenin dozunu artırıyor. Oyuna kendimi kaptırdım, bozulmasını istemiyorum.

— Bakın, yeni gözlükler geldi hanımefendi...

Hanımefendi sözü onu kriz geçirecek şekilde güldürtüyor. Gülmeler yerini öksürüğe bırakıyor. Zeynel koşarak eve gidiyor. Dükkânım dışarıdan gelen insanlarla doluyor.

— Noldu? Noldu yavruma? diyerek öksüren Mahinur'a sarılan Mehtap Teyze.

— İçeri getirin, içeri getirin, diyen anneannem.

— Zeynel koş, kahveden babanı çağır, diyen teyzem.

— Tüh, Allah müstehakını vermesin. Kızı bu tozlu yere niye getirdin? diyen ve kulağımı çeken annem.

Ve açılmadan kapanan bir dükkân daha...

Metin TURANLI


kaynak:   https://optisyeninsesi.com/acilmadan-kapanan-ilk-gozlukcu-dukkanim-bir-cocukluk-ve-koy-hikayesi/

 

INSTAGRAM'DA TAKİP ET! @OptisyeninMarketi

534 Kayıtlı Ürün
3429 Kayıtlı Bayi
44 Günlük Ziyaret
9 Anlık Ziyaretçi